Solun Doğusu

Doğu'nun Kıyısından

  

Kadrajın Doğusu

  Filipinlerde siyasi cinayetlere son !

ILPS'den

RSS Takibi


İKP(MLM):"Musavi'nin verdiği mesaj ne?" PDF Yazdır E-Posta
Saturday, 06 March 2010

 A World to Win News Service

Şubat 2010

İran halkının Aşure gününde (26 Aralık - Şii kutsal günü) sergilediği radikal mücadele halk hareketinde yeni gelişmeleri ortaya koydu ve yönetici sınıfların değişik grupları ve diğer burjuvazi kesimleri içinde paniğe neden oldu.

Rejimin aşırı vahşeti karşısında, protestocular kendilerini savundular, saldırılara karşılık vererek rejimin katillerine ve haydutlarına halkın potansiyel gücünü tattırdılar. Bu mücadeleler, hem yönetici kliği hem de rejimin iktidardan uzaklaştırılmış kesimini, Yeşil hareket (İslami muhalefet) olarak adlandırılan bu kesimin liderliğini dehşete düşürdü. Hükümet, o gün 500 kişinin tutuklandığını açıklarken, insan hakları ve avukat örgütleri 1.000 – 2.000 kişinin halen hapiste bulunduğunu söylüyor. Çoğunun nerede tutulduğu bilinmiyor; aileleriyle bağlantıya geçmelerine olanak verilmemiş. Haksız suçlamaları kabul etmeleri için çok katı bir baskı altındalar. (BBC Radio Persian Service, 24 Ocak 2010)

Mir-Hüseyin Musavi ve Yeşil hareketin diğer liderleri daha önceki tutumlarından geri adım atıyorlar. Uzlaştırıcı bir “krizden çıkış yolu”nu destekleyen açıklamalar yayınladılar. Çoğu zaman halkın mücadelesini kınama noktasına kadar ileri gittiler. Aynı zamanda, yönetici kliğe, iktidar üzerindeki tekelini kaldırması ve halkın mücadelesi hepsini tamamen yerle bir etmeden İslami Cumhuriyeti ve ilkelerini korumak için bir kez daha kendileriyle işbirliği ve ittifak içinde olmaları çağrısında bulunuyorlar. Musavi’nin 17 numaralı açıklaması ve açıklamadan sonraki gün Muhammed Hatemi’nin (1997-2005 devlet başkanı) yaptığı konuşma bunun en bilinen örnekleri. Hatemi, İslami Cumhuriyete ve Velayet-i Fakih’e (İslami Cumhuriyetin kurucu ilkesi olan dini düzen, bir başka deyişle, kişi ve makam olarak Yüce Rehber, şu anda Ali Hamaney) karşı slogan atanları “ekstremist” olarak suçluyor. Önde gelen diğer bir Yeşil hareket lideri olan Mehdi Karubi, 25 Ocak günü Ahmedinejad hükümetinin meşruluğunu tanıdığını bildiren bir açıklama yayınladı. Haziran seçimlerinin “büyük çaplı bir sahtekarlıkla damgalandığı” gerçeğine rağmen, “Ahmedinejad’ın hükümetin başı ya da diğer bir deyişle İran’ın devlet başkanı olduğunu, çünkü Rehber’in seçimi geçerli kabul ettiğini” dile getirdi. Böylece sisteme barış elini uzatan Karubi’nin açıklaması, eleştirisinin odağını, Yeşil Hareket liderlerinin cezalandırılması çağrısında bulunmasıyla öne çıkan, rejimin Koruma Konseyi’nin başkanı Ayetullah Ahmet Cenneti üzerinde daralttı. 27 Ocak günü, İslami Cumhuriyet, son protestolarla bağlantılı olarak tutuklanan iki kişiyi astı. Ertesi gün namaza önderlik eden Cenneti, “Allah için daha fazla muhalefet liderinin infaz edileceğini” ifade etti. Şu anda on altıdan fazla gösterici yargılanıyor ve bunların beşi ölüm cezasıyla karşı karşıya.


Halkı baskı altında tutmak ve daha fazla radikalleşmeyi önlemek üzere iki gerici grup arasında perde arkasında görüşmeler yürütüldüğüne dair işaretler mevcut. Örneğin, Kahrizak cezaevinde pek çok vahşi uygulamadan sorumlu, katil Yargıç Said Martazavi’nin kurban edilmesi mümkün. Cuma namazlarını kıldıran imam Ahmet Hatemi (eski devlet başkanıyla bir ilişkisi yok), rakip gruba yönelik daha önceki sert konuşmalarının aksine, her zamanki tehditlerinin yerine daha yumuşak bir yaklaşım benimsediği ve hatta Yeşillerden “kardeşleri” olarak bahsettiği bir vaaz verdi.

İktidar güçleri halka karşı vahşetini arttırırken ve Yeşiller iddialarından vazgeçerken, insanlar kendilerini, İran devriminin yıldönümü olan 11 Şubat’taki yeni bir çatışma dalgasına hazırlıyor. Aşağıda, İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist)’in Musavi’nin 17 numaralı  açıklamasını değerlendiren 5 Ocak 2010 tarihli açıklamasını  veriyoruz.

A World to Win News Service

“Musavi’nin verdiği mesaj ne?”

 İran’ın suç iktidarının halka karşı gerçekleştirdiği katliamların daha da artacağı tehditleri içinde, ortaçağ mahkemelerinin, daha fazla tutuklamaların ve daha hızlı infazların öngününde, Musavi çokça dikkat çeken bir açıklama yayınladı. Endişelerinin temel noktasını, İslami Cumhuriyetin yıkılma tehlikesi oluşturuyor; yönetici kliğin yasadışı tehditlerle uyarılarının duyulmasına mani olmasından şikayet ediyor. Musavi, açıklamasında, daha önce Ahmedinejad hükümetinin meşruluğunu tanımayı reddettiği konumdan geri çekiliyor. Bu gerilemenin nedeni, iktidarın halka yönelik  tehditleri değil fakat Musavi’nin, bunun devamında gelebilecek durumun yalnızca bir hükümet değişikliği olmayıp bütün İslami sistemin yıkılması ve tamamen ortadan kaybolmasından duyduğu korkudur.

Bu açıklama alışılmıştan farklı olarak Aşure günündeki militan mücadelelerin hemen ertesinde çabucak yayınlandı ve ayrıca konu aldığı şey, o gün halkın gösterdiği tutum ve attığı sloganlardı.

Gelgitlere rağmen, geçtiğimiz birkaç ay içinde halk hareketi ilerledi ve Musavi ve akımı tarafından çizilen kırmızı çizgilerin de ötesine geçti. Musavi liderliği, giderek artan sayıda kişi tarafından -belki halkın tamamı değilse de, geniş bir kesimi tarafından- ciddi şekilde sorgulanıyor ve şüpheyle yaklaşılıyor. Kudüs Gününde [Filistin Günü, 28 Eylül], halkın mücadelesi çoğunlukla “Yeşiller” liderliği tarafından empoze edilen çerçeve içinde gerçekleşiyordu hala, fakat 13 Aban [4 Kasım] gösterisi, ilk kez radikal sloganların atıldığına ve halkın daha saldırgan taktiklere başvurduğuna tanık oldu. O sırada, Musavi bu sloganlara karşı uyarılarda bulunarak onları “sapmalar” olarak değerlendirerek endişelerini dile getiriyordu. 4 Kasım günü Velayet-i Fakih’e karşı atılan ve sistemin bütününü hedef alan “Lidere Ölüm!” sloganıyla birlikte diğer sloganlar defalarca tekrarlanırken, 6 Aralık Öğrenci Günü protestolarında bu sloganlar daha yaygın bir şekilde dillendirildi; Aşure mücadelesi sırasında ise geniş ölçekte benimsenmişti.

Yaptığı açıklamada Musavi, Aşure günü için gösteri çağrısında bulunmadığını fakat halkın o gün yine de sokaklara akın ettiğini kabul ediyor. Musavi’nin kastettiği şey, bu noktada hareket üzerindeki liderliğinin ellerinden kayıyor olduğudur. Hem Musavi hem de rejim içinde rakibi olan grup bu durumun barındırdığı potansiyel tehlikenin farkındadır. İki rakip grup arasında ilan edilen ya da edilmemiş bir anlaşma mevcut değilse de, her ikisi de biliyor ki halk hareketinin kontrolü, beyin takımında (iktidar kliği içinde) yer alan kişilerin ellerinde oldukça, rejimi kurtarmanın ve onu yıkılmaktan korumanın bir yolu her zaman bulunacaktır.

 Musavi’nin açıklaması, ortaya çıkan acil durumun ve halk hareketinin yöneldiği doğrultuya ve bunun sonuçlarına ilişkin endişenin ifadesidir. Bu ayaklanmanın öne çıkan bazı çehreleri, gericilerin saraylarını ateşe verebilecek ve bütün sistemi nihayet kesin olarak sona erdirebilecek yeni yaklaşımları ön plana çıkartabilecek daha ciddi ve radikal çatışmaların yolda olduğunun işaretlerini veriyor.

Musavi halkın radikal mücadelesini örtbas ederek, Aşure gününde ortaya çıkan halk hareketine ilişkin sahte bir manzara çizmeye çalışıyor; bu ayaklanmanın farklı katmanları içinde saklı potansiyelin son derece farkında. (Kendisine göre) barışçı bir biçimde Hüseyin dualarını okuyan [ölümü bu tarihte anılan, Şiilik’in sembolik figürü ] “İmam Hüseyin için yas tutanlara” atıfta bulunuyor. Fakat kendisi de çok iyi biliyor ki, İran tarihinde ilk kez, 2009 yılında, Aşure günü dinsel bir yas tutma günü olarak değil halkın görkemli bir festivali olarak kutlandı. Yas tutan gruplar halkın küçük bir kesimini oluştururken, büyük kesiminin bu gelenekten ve dinsel adetlerden koparak Aşure gününü dinci gericilere karşı bir mücadele gününe çevirdiğini de çok iyi biliyor.

Eğer Musavi, iddia ettiği  üzere, o günün sarsıcı fotoğraflarını görmüşse, kendisini sarsan şeyin, başları açık kadınların kalabalık içindeki tartışmalarda cesur bir şekilde yer almaları olduğundan şüphe yok. Bu denli çok sayıda örtünmemiş kadının boy göstereceği, halk hareketinin başında bile öngörülen bir şey değildi. Bu davranışa hala nadir olarak rastlanıyor fakat bu durum, çok çabuk bir biçimde yaygınlaşabilecek yeni bir ruh halinin işaretlerini verebilmiştir.

Musavi, “güvenlik güçlerini ve Besiçleri kardeşleri olarak gören ve … onlara zarar vermek istemeyen insanları gösteren fotoğraflar ve videolar gördüğünü” söylüyor. Böyle fotoğraflar gerçekten de mevcut. Fakat kendisini son açıklamasını yazmaya iten diğer videoları da kesinlikle görmüş olmalı. Dünyanın dört bir yanına gönderilen videolar, ilk kez, halkın Besiç haydutlarına ve diğer baskıcı güçlere derslerini verdiğini gösteriyordu. Bazı videolar geri çekilmekte olan saldırgan ve baskıcı güçlerin üzerine taş atan gençleri gösteriyordu. Küçük güvenlik karakollarını ele geçiren insanları gösteriyordu. O anda kendiliğinden hayatlarını mücadele yoluna koyan insanlar “barışçı yaklaşım” batıl inancının abesliğini, işe yaramazlığını ortaya koyuyor ve gerici ve haksız şiddete karşı haklı öfkeleriyle karşılık vereceklerini savaş alanında ilan ediyorlardı.

Bu tutum henüz küçük ve yeni yeni filizlenmiş olsa da, en önemli yönü hücuma devam etmek olan büyük bir şeyin başlangıcı olabilmiştir. Musavi ve yandaşlarının gözünde, olaylar bu şekilde gelişmemeliydi – hepsi birer suçlu olan Besiçler, halkın kardeşleri olarak görülmeliydiler. Fakat halkın ihtiyatı ve devrimci öfkesi, bunların planlarını bütünüyle bozguna uğrattı.

26 Aralık olaylarının ardından, Musavi’nin  İslami Cumhuriyetin bütün yöneticilerine yönelik asıl mesajı şöyleydi: “Henüz çok geç değil.” Ne rejimin mevcut beyin takımı ne de sistemin şimdilik muhalefette olan “Yeşil” destekçileri, ne için henüz çok geç olmadığını açıklamışlardır, fakat Musavi bunu açıklamasında üstü kapalı olarak bizzat ortaya koymuştur: Cini yeniden şişeye tıkmak için henüz çok geç değil; bu konuda ya da halkı politik sahneden uzaklaştırmak ve onları pasifize etmek amacıyla oluşturulacak seçim parametreleri konusunda perde arkasında bir anlaşmaya varmak ve dağılmakta olan istemi yeniden toparlamak için henüz çok gecikilmiş değil. Ulusal uzlaştırma çizgisini yaygınlaştırmak ve “sistem(imiz) hakkındaki fikrini değiştiren insanları” geri çevirmek ve sisteme karşı kaybettikleri güveni yeniden kazanmak için geç değil.

Musavi’nin bu son açıklamasının önemi, Aşure günü [İslami Cumhuriyetin kurucusu İmam Humeyni’nin] resimlerini yırtacak kadar ileri gittikleri zaman ortaya koydukları dine yönelik “saygısızlıklarını” yaygınlaştıran halkın büyüyen militan mücadelesi karşısında bütün sistemin yıkılması olasılığı için bir uyarı olmasıdır. Diğer bütün gericiler gibi Musavi de halkın desteğine ihtiyaç duyuyor, fakat sokaklarda İmam Hüseyin’in yasını tutmaktan öteye gitmeyen ve baskı karşısında umutsuz, aşağılanmış bir biçimde sessiz kalan halkın desteğine. Bu kırmızı çizgileri ihlal ederek kontrolden çıkanlar, artık Musavi gibiler için işe yaramaz. Amaçları, çok geç olmadan, mücadeleleri bir kez daha iktidar içindeki çatışma ve farklılıkların sınırlarına kanalize etmektir. Bu farklılıklar, baskıcı organları nasıl daha etkili hale getirme ve halkı yeniden “çoğulculuk ve halkın kararı” oyunuyla meşgul etmek için o çürümüş ve gerici anayasayı nasıl yorumlama konularında ortaya çıkmaktadır. Gerçekte kastettikleri, güç hiyerarşisinin tepesindeki insanların çoğulculuğu ve kararıdır. Bu şekilde, cömert ve merhametli bir İslam makyajıyla, kadın karşıtı ve köleleştirici İslamı yeniden empoze etmeye çabalarlar.

Musavi’nin açıklamasında ortaya koyduğu çizgi, başkanlık seçimleri kampanyasında öne sürdüğü amaçlarıyla uyumludur: İslami Cumhuriyet sisteminin kurtuluşu ve 30 yıllık utanç dolu iktidarının utanç verici kimi yönlerinin üzerini boyamak. Şimdi halkın gelişen hareketiyle ve kendisinin liderliğini yitirmesi ile karşı karşıya kaldığı için, bu krizden çıkmak ve çok geç olmadan önce sistemi kurtarmak için kendi yolunu ortaya koyuyor.

Gerçek şu ki, halkın temel talepleri, Musavi’nin iddia ettiğinin aksine “mevcut krizin varlığının tanınması” değildir; 12 Haziran’ın [son sözde başkanlık seçimlerinin yapıldığı tarih] seçim sandıklarına dönmek de değildir. Halkın taleplerinin seviyesi o zamandan bu yana sürekli olarak artmış ve bugün gelinen noktada Velayet-i Fakih’in önkoşulsuz olarak yıkılması şeklini almıştır. Fakat bu dalga burada sona ermeyecek. Halk bilinçli bir biçimde şu konuyu ele almalıdır: Olan bitenin, [Musavi’nin talep ettiği gibi] Haziran seçimlerinden önceki durumlarına dönmesi söz konusu dahi edilemez. Bütün halk için –cinsiyet, milliyet, din veya dinsizliklerinden bağımsız olarak– özgürlük ve eşitlik talebinin, gerici sistemin katillerine karşı kahramanca mücadele verenlerin yüreğinde yer aldığı şüphe götürmez bir gerçektir.

Özgürlük ruhunun, kanımızda, son altı ay içinde her zamankinden daha çok kaynadığı da bir gerçektir. Zorunlu başörtüsüne karşı, ifade ve basın özgürlüğü için, halkın bağımsız örgütlerini kurma hakkı için ve işçilerin, öğretmenlerin, hemşirelerin ve diğer çalışanların grev hakkı için açık ve net sloganlar atmaya devam edeceğiz. Zulüm ve baskıya karşı mücadelede halkın yaptığı fedakarlıkların İslami Cumhuriyet sistemini bir bütün olarak yık sloganında daha da somutlaşacağına dair en ufak bir kuşkumuz yok.
İran’daki politik gelişmelerin içinde olduğu tren giderek hızlanıyor ve bu trenin yolunda kim durursa bir kenara fırlatılacak.

İran Komünist Partisi (Marksist Leninist Maoist)

 

Türkçeleştiren: Solun Doğusu

 
Sonraki >
Locations of visitors to this page